KAFA TRAVMALARINDA GEÇ KOMPLİKASYONLAR
Dr.Ahmet ÇOLAK,
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, İstanbul
1.Sonuçları etkileyen faktörler:
1.a Yaralanmayla ilgili faktörler:
Yaralanma şiddeti
komanın uzunluğu/derinliği, postravmatik amnezi uzunluğu
Primer yaralanma sonuçları
kontüzyonlar, diffüz aksonal yaralanma, çökme kırıkları
Sekonder yaralanma sonuçları
hemoraji/hematom, serebral ödem, hipotansiyon/hipoksi, nöbetler
Diğer organ yaralanmaları
1.b Tedaviyle ilgili faktörler:
Ambulansın geliş süresi
Travma tedavisinin başlama süresi
Tıbbi komplikasyonlar
kardiyopulmoner durum, beslenme, enfeksiyonlar, ilaçlar
Rehabilitasyon süresi
Tedavinin süresi
1.c Hastayla ilgili faktörler:
Yaş
Premorbid konular
Anamnez:
psikiyatrik hastalıklar, fiziksel hastalıklar, madde bağımlılığı
Gelişimsel sorunlar
Eğitim sorunları:
entellektüel rahatsızlıklar, öğrenme problemleri
Psikososyal / aile konuları:
aile-çocuk ilişkisi, destek ağı, parasal kaynaklar, eğitim kaynakları
2. Kafa yaralanması sonrası sekeller
2.a Motor ve görsel-motor defisitler
spastik hemiparezi, ataksi, bazal ganglion sendromu, travmatik siringomyeli
2.b Dil ve iletişim defisitleri
Spontan mutizm, klasik afazi sendromları(diskalkuli, disgrafi, ekspressif
afazi)
2.c Davranış bozuklukları
hiperaktivite, öfke kontrol güçlüğü, uyku bozuklukları, ve iştah bozuklukları
inatçı, dikbaşlı, düşüncesizce davranan (impulsif), patlayıcı tarzda
öfkelenme gösteren, şiddete eğilimli
2.d Kognitif fonksiyon bozuklukları
Entelektüel fonksiyon
verbal IQ skorunun ortalama 10.3 puan düşme,
performans IQ skorunda ortalama 30.2 puan düşme
Hafıza ve dikkat
kelime hatırlama v
görsel tanıma v
Çocuk ile yetişkin arasında beyin travmasının sonuçlarında temel farklılık,
gelişmekte olanla gelişmiş beyin arasındaki farktan kaynaklanmaktadır.
Yetişkinde daha önce edinilmiş özel işlevlerin hasarlanması, çocukta
ise yeni mental fonksiyonlar edinme ve gelişme yeteneği zarar görmektedir.
Çocuklarda beynin mevcut plastisitesinin şiddetli beyin travmalarından
daha az zararla kurtulmasını sağlayabileceği düşünülebilir.
Genel olarak şiddetli kafa travmaları sonrası outcome çocuk hastalarda
yetişkinlere göre daha olumlu sonuçlanmaktadır. Hastanın taburcu edildiği
dönem içinde motor fonksiyonu ilgilendiren bazı sendromların (spastik
hemiparezi, ataksi, bazal ganglion sendromu gibi) gelişmesi ya da belirginleşmesi
söz konusudur. Çoğunlukla bağımsız olarak yürüyebilir hale gelebilmektedirler.
Travmadan üç yıl sonra tekerlekli sandalyeden kurtulup yürüyebilen hastalar
görülebilmektedir. Ancak yürüyebilir olduğu halde sonradan gelişen travmatik
siringomyeli veya bazal ganglion sendromu nedeniyle olgular sandalyeye
bağımlı hale gelebilmektedir.
Travmayı takip eden erken dönemdeki çocuklar, çoğunlukla iletişim problemleri
çekmektedirler. Bu problemlerin büyük kısmı spontan düzelmekle birlikte
bazılarında psikolojik değerlendirmede saptanan anlama sıkıntısının devam
ettiği saptanmıştır. Nadiren afazik kalma riski söz konusudur.
Postravmatik birinci yıl içinde kognitiv fonksiyonlarda belirgin düzelme
görülmeyen çocuklarda uzun dönem takiplerinde bir kısmının üniversiteye
girebildikleri saptanmıştır. Çalışma ortamında deneyim gerektirmeyen
işler bulabilmektedirler.
İnatçı, dikbaşlı, düşüncesizce davranan (impulsif), patlayıcı tarzda
öfkelenme gösteren, şiddete eğilimli gibi davranış bozuklukları yanında,
aşırı utangaçlık ve kendine güvensizlik gibi davranışlar göstermeleri
de söz konusu olabilmektedir.
3. Geç komplikasyonlar
3.a HİDROSEFALİ
Posttravmatik hidrosefali görülme insidensi konusundaki veriler değişkenlik
göstermektedir (%2-50). Şiddetli yaralanma sonrasında ortaya çıkarlar.
Bu olguların çoğunda bir veya birden fazla patogenetik faktör rol almaktadır:
menenjit, travmatik SAK, serebellar kontüzyonla dördüncü ventrikül obstrüksiyonu,
kontralateral venrikül genişlemesine yol açan intrakraniyal hematom ve
kraniyotomi sonrası fibrozis. Travmatik subaraknoidal kanama ya da posterior
fossa hemorajisi olanlarda % 18-72 oranda gelişir.
Travmayı takip eden ilk hafta içinde gelişen hidrosefalilere erken,
daha sonra gelişenlere ise geç tip postravmatik hidrosefali denmektedir.
Erken veya primer travmatik hidrosefali, kanama ya da kitle lezyonu ile
beyin omurilik sıvısı dolaşım yollarının tıkanması ile olur. Obstrüktif
tiptedirler. Bu gruptaki hidrosefaliler cerrahi gerektirmeyebilir.
Sekonder ya da gecikmiş hidrosefali sıklıkla villuslarda araknoiditise
yol açan hemoraji ile olur ve komunikan tiptedir. Kanama bilgisayarlı
tomografi ile saptanmamış ta olabilir. Yaralanmadan 4 ay sonra mental
durumda bir değişme, bulantı, kusma, gelişme noktalarında gecikme posttravmatik
hidrosefaliye bağlıdır. 1 hafta kadar erken ya da 2 ½ yıl kadar geç gelişebilir.
Şiddetli bir kafa travmasını takip eden haftalar ya da aylar içinde
ventrikülomegali ortaya çıkabilmektedir. Yaralanma sonrası gelişen serebrospinal
sıvı akım bozukluğunu serebral atrofiden ayırt etmek gerekir. Aksonal
yırtılma, nekroz ve iskemi gibi nedenlerle travma sırasında hasarlanan
serebral dokunun reabsorbsiyonu sonrası meydana gelen ventriküler genişleme
durumu stabildir. Bu durum hidrosefali ile ilişkili değildir. Oysa hidrosefali
semptomların da ilerleyici olduğu progressif genişleme sürecidir. Çocuğun
iyileşme sürecindeki durumu travma öncesindeki durumuna ulaşmamışsa ve
bir plato tarzında kalmışsa hidrosefaliden şüphelenmek gerekir. Radyolojik
görüntüler ventriküllerde genişleme, transependimal akım ve sulkusların
silinmesini gösterir. Şant cerrahisi öncesi çocuklar intrakranyal basınç
artışı semptomları için izlenmeli ve gerekirse lomber tap yapılmalıdır.
Bu çocukların % 75’i şant cerrahisinden yararlanmaktadırlar.
Yaralanma sonucu gelişebilen intrakraniyal enfeksiyonlar da (menenjit)
geç dönem hidrosefalinin nedenleri arasındadır.
3.b EPİLEPSİ
Diğer bir yaralanma sonrası sekel ise çocuklarda yetişkinlere göre daha
sık olarak görülen akut postravmatik epilepsilerdir. Postravmatik epilepsiler
çocuklarda kafa travmalarının yaklaşık % 10 unu oluştururlar ( %9.8 ,
% 8.7 vb.). Bu durum yetişkinlere oranla anlamlı derecede yüksektir (
%3.1). Çoğunlukla kafa travmasından sonra ilk hafta içinde ve % 50 den
fazlası ilk 24 saat içinde görülürler.
Erken ve geç nöbetlerin tanımı net olarak yapılabilmiş değildir. Bazılarına
göre yaralanma sırasında veya hasta travma etkilerini halen çekmekte
iken gelişen nöbetler erken epilepsi sınıfına girmektedir. Bu süre tartışmalı
olmakla birlikte birinci haftayı kapsamaktadır. Gecikmiş tipte nöbetler
(1 haftadan sonra görülmeye başlayan) oldukça nadirdir ( % 5-15).
Genel olarak bakılacak olursa, yaş ve cinsiyet farklılığının bir anlamı
bulunamaıştır.
BT de diffüz serebral ödem veya akut subdural hematom saptanan olgularda
epilepsi geçirme olasılığı yüksek olmaktadır. Bunun yanında intraparenkimal
veya epidural hematomun kanamasız olanlara göre epilepsi gelişmesi açısından
bir farklılığı görülmemektedir.
Sadece kraniyal kırığın varlığının epilepsi gelişme riski açısından
anlamlı olmadığı anlaşılmıştır. Ancak açık çökme kırığı olan bir çocukta
nöbet gelişme olasılığı, kırıksız ya da çizgisel kafatası kırığı olanlara
göre belirgin derecede yüksektir. Kırığın temporal bölgede olması diğer
bölgelere göre epilepsi olasılığını artırmaktadır. Bunların yanında fikst
nörolojik defisitin varlığı, multipl yaralanma veya yapılan operasyonun
tipi geçirilen nöbetle ilgili olmamaktadır.
Posttravmatik nöbet riskini artıran faktörler:
GKS < 8, intrakraniyal veya subdural hematomlar, diffüz
serebral ödem, açık çökme kırıkları.
EEG’de generalize ya da fokal nöbet geçiren çocuklarda sıklıkla diffüz
yavaş dalga varlığı dikkat çekmiştir. Hastalarda fiziksel iyileşme ile
EEG düzelmesi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Geç dönemde nöbet
geçirenlerde ise epileptiform EEG aktivitesi mevcuttur ve ısrarlıdır.
Geç nöbetler pediyatrik olguların % 15 inde görülebilirler ve yaralanmadan
4 yıl sonrasında bile ortaya çıkabilirler. Akut nöbetlerle birlikte geç
nöbetlerin insidensi ve profilaktik antikonvülzanların nöbetleri önlemedeki
rolü konusundaki mevcut literatür bilgilerini anlamak güçtür. Konservatif
olarak tedavi edilen EDH ve SDH ların kalsifikasyonları da etyolojik
neden olabilirler.
Fenitoin kullanımı plasebo ile karşılaştırıldığında ilk hafta içinde
%75 oranında koruyucu olduğu ancak daha sonraki dönemde hiçbir belirgin
profilaktik etkisi olmadığını ortaya koymuştur. Bu koruyucu etki fenitoinin
epileptojenik odak üzerine erken dönemde supressif etkisi ile sağlanmaktadır.
Yapılan prospektif, plasebo kontrol gruplu, körleme çalışmalarda fenitoinin
geç komplikasyonları önlemede etkili olmadığını, aksine plasebo gruplarına
göre daha fazla olduğunu ortaya koymuşlardır. Bu durumda fenitoinin gerçek
profilaktik etkisi yoktur denebilir. Sodyum valproat da etkisiz kalmıştır.
Bazıları yaralanmayı takip eden ilk nöbeti tedavi etmemektedir.
Eğer çocuk yaralanma sonrası 24 saat içinde nöbet geçirmeye devam ederse,
antikonvülsif tedaviye alınır. GKS < 8, intrakraniyal veya subdural
hematomlar, diffüz serebral ödem, açık çökme kırıkları olanlarda doğrudan
başlanmasını önerenler vardır. Diğer pediyatrik nöroşirürjenler, şiddetli
kafa yaralanmasını takiben kitle lezyonlu tüm çocuklarda antikonvülzanları
başlatmaktadırlar. Akut fazda fenitoin verilirken rehabilitasyon fazında
karbamazepin az sedasyon yol açar ve daha avantajlıdır. Biz genellikle
6 ayda antikonvülzanları kesip epileptik aktivite olup olmadığını araştırırız.
3-6 ay boyunca nöbet geçirmeyenlerde antikonvülzanların kesilmesi, ancak
geç dönemde epilepsi geçirenlerde en azından iki yıl süreyle devam edilmesi
uygun olacaktır. Ancak bu olgularda tekrar başlayabileceği unutulmamalıdır.
Geç dönemde klinik ve EEG bulguları değişebilmekte, generalize tipten
fokal tip nöbetlere dönüşebilmektedir.
Fenitoin yanında karbamazepin, fenobarbital ve status durumlarında diazepam
ve lorazepam kullanılabilecek seçeneklerdir.
3.c BÜYÜYEN KAFATASI KIRIKLARI
Kafatasının basit çizgisel kırıkları nadiren tam iyileşme sırasında
probleme neden olurlar. Yaşa bağlı olarak fibröz birleşme ve tekrar kalsifiye
olması birkaç haftada gerçekleşir. Bu sürede ödem azalır ve palpe edilemez
hale gelir. Genellikle reaktif kemik kabarıklığı dönemi olursa da sonradan
şekil bozukluğuna neden olmazlar.
Kırıkların gecikmiş tipteki en sık komplikasyonu büyüyen kırıklardır.
Büyüyen kırığa ayrıca genişleyen kırık ta denebilmektedir. Daha tanımlayıcı
olarak leptomeningeal kist ya da posttravmatik meningosel de denmektedir.
Bu kırıklar tüm kafatası kırıklarının %1 inden daha azının komplike
olması sonucu ortaya çıkarlar (% 0.05-1). Oluşması için altındaki durayı
yırtabilecek büyüklükte bir kırık olması ve normal büyen beyin, leptomeningeal
bir kist, hidrosefali ya da porensefali gibi dışarıya doğru iten bir
güce gerek vardır. Bu özellikle, neden sıklıkla çok genç yaş grubunda
ve şiddetli yaralanma geçirenlerde karşılaşıldığını açıklamaktadır. Duranın
yırtılması kırık bölgesinde normal gerim gücünün kaybına yolaçtığından,
dışa doğru iten güçler kalvaryumdaki defektin genişlemesine yol açmaktadırlar.
Tedavisi yapılmayanlarda çok geniş defektler ve herniye dokular gelişebilir.
Karakteristik olarak bu komlikasyonlar nisbeten şiddetli yaralanma geçirmiş
infantlarda oluşur. Ya şiddetli bir beyin yaralanması ya da şiddetli
bir yaralanma mekanizmasının söz konusu olduğu kesindir. Kırıkların en
sık geliştiği yer olması itibarıyla en sık paryetal kemiklerde görülmesine
rağmen kafa tabanı dahil her yerde gelişebilir. Pulsatil eksoftalmi ve
göz kapağında kronik şişlik gibi bulgularla ortaya çıkan orbital roof
kırıkları olabilmekte, ethmoid sinüse uzanabilmektedirler. Diastatik
kırıklarda da dura yırtığı olabileceği bilinerek, 3 mm.den fazla açıklıklarda
dura laserasyonu olabileceği düşünülmelidir. Acil görüntülemelerde kırığın
altında kortikal yaralanma olduğu saptanır. Bu durum porensefali ya da
leptomeningeal kist gelişme olasılığını gösterir. Dural kenarlar retrakte
oldukça ve kemik resorbe oldukça yumuşak bir defekt palpe edilebilir
veya pulsatil kistik kitle görülebilir. Bu dönemdeki kraniyal defektler
düzensiz, elipsoid ve eroziv görünümdedirler.
Spontan olarak iyileşmezler ve değişik hızlarda ilerleme gösterirler,
çoğunlukla yeni veya progressif nörolojik defisitler oluşur. Kafatası
kırığı oluşan tüm çocukların, özellikle 3 yaşının altında olanların yaralanmadan
4-6 hafta sonra kontrol muayenesi ve kırığın iyileştiğinin teyit edilmesi
uygundur. Büyüyen kırık ne kadar erken onarılırsa, hem onarım daha kolay
olur ve hem de en iyi outcome sağlanmış olur.
Tedavide dura kenarları kemik defekt kenarlarından ayrılmalı, disseke
edilmeli, kist fenestre edilmeli ve duranın mutlak tamiri yapılmalıdır.
Greftleme hemen her zaman gereklidir. Kemiğin rekonstrüksiyonu çevreden
alınan kemiklerle ya da kraniyotomi flebinin parçalarının şekillendirilmesiyle
sağlanır. Büyümekte olan çocuklarda kalan küçük defektler sağlam duranın
üzerinde kaldığı sürece kısa zamanda spontan olarak kapanır.
3.d BOS FİSTÜLLERİ
Çoğu BOS kaçakları spontan olarak zaten iyileşirler. Ancak iyileşmezlerse
uzun dönem içinde tekrarlayıcı infeksiyon riski ile karşı karşıya kalırlar.
İnatçı otore olguları nadirdirler. Bu durumda travma ile açılmış doğumsal
iç kulak malformasyonunu düşünmek gerekir.
Çoğunlukla ön kafa tabanını içeren travmatik fistüller söz konusudur.
Hasta sık tekrarlayan menejitler geçirmiştir. Anamnezde ilk menenjit
atağından bir süre önce geçirilmiş kafa travması mevcuttur. Özellikle
sık Streptococcus pneumonia ya bağlı menejit geçiren ve başka belirgin
defekti olmayan çocuklarda kafa tabanının yüksek rezolüsyonlu BT de sık
kesitlerle taranması gereklidir.
Erken dönemde tanı konanlarda öncelikle diüretik, lomber drenaj gibi
konservatif tedavi yaklaşımları denenmelidir. İnatçı fistül mutlaka onarılmalıdır.
Bikoronal insizyon sonrası uni- ve bifrontal kemik flebi çıkarılarak,
kombine intra ve ekstradural yaklaşımla onarım yapılır. Sütür ve/veya
yapıştırıcılar kullanılır. Ekstradural alanda kemik defekti onarıldıktan
sonra alana perikraniyal flep yerleştirilir.
3.e GEZİCİ METAL PARÇALAR
Nöral eksende gezen metal parçaları ile ilgili birtakım yayınlar mevcuttur.
İntra ve ekstrakraniyal yaralardan yola çıkarak anterior ve postrior
serebral dolaşıma geçen ve serebral infarkta yol açan havalı silah ve
tabanca yaralanmasına ait fragmanlarla ilgili bildirilmiş olgu vardır.
Diğer bir yayında büyükçe bir mermi parçasının, hastanın uzun süre supin
pozisyonda kalması sonrasında ağırlığı nedeniyle serebral yumuşama nedeniyle
ventrikül içine geçtiği bildirilmiştir. Akuaduktusu tıkayarak hidrosefali
oluşturan yada beyin sapına migre olup ölüme neden olan durumlar bildirilmiştir.
Bu parçaların cerrahi ile çıkarılmasına gerk duyulmayan yada kontraendike
görülenleri eğer ventriküller ya da büyük damarlara yakın iseler yakın
takipte tutulmaları, ve yeni fokal defisit gelişmesi ya da kliniğin bozulması
durumunda radyolojik değerlendirmeye tabi tutulması önerilir.
3.f KURŞUN ZEHİRLENMESİ
Kurşun zehirlenmesi nadir bir komplikasyondur. Bir grup saçma yaralanması
geçirmiş bir hastada kan ve idrarda kurşun düzeylerinin incelenmesi gerekebilir.
6 aydan yıllarca sonrasına kadar bir dönemde bitkinlik, başdönmesi, baş
ağrısı, karın ağrısı, kabızlık, kusma gibi yakınmalar bunun belirtileri
olabilir. Tanı konduğu ya da şüphelenildiğinde hematolog ya da toksikolog
ile konsülte edilmesi uygundur.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Beaulieu CL: Rehabilitation and outcome following pediatric traumatic
injury. Surg Clin N Am 82:393-408, 2002.
Cardoso ER, Galbraith S: Posttraumatic hydrocephalus- A retrospective
review. Surg Neurol 23: 261-264, 1985.
Erşahin Y.: Orbital growing fracture. Pediatr Neurosurg 2001 Jul;35(1):50
4. Erşahin Y, Gülmen V, Palalı I, Mutluer S.: Growing skull fractures
(craniocerebral erosion). Neurosurg Rev 2000 Sep;23(3):139-44
Humpreys RP: Complications of pediatric head injury. Pediatr Neurosurg
17: 274-278, 1991-92.
6. Costeff H, Groswasser Z, Goldstein R.: long-term follow-up review
of 31 children with severe closed head trauma. J Neurosurg 73: 684-687,
1990.
Hahn YS, Fuchs S, Flannrey AM, et al: factors influencing posttraumatic
seizures in children. Neurosurgery 22(5): 864-867, 1988.
Eljamel MS, Foy PM: Acute traumatic CSF fistulas: The risk of intracranial
infection. Br J Neurosurg 4: 381-385, 1990.
Temkin N, Dikmen SS, Wilensky AJ, et al: A rondomized, double-blind study
of phenitoin for the prevention of post-traumatic seizures. N.Eng J Med
323(8): 497-502, 1990.
Temkin N, Dikmen SS,Winn HR, et al: Post-traumatic seizures. In: Eisenberg
HM, Aldrich EF, edsi Neurosurgery clinics of North America: management
of head injury, vol 2, 1991:425-435.
Luerssen TG: skull fracture after closed head ınjury. In:Albright AL,
Pollack IF and Adelson PD eds. Principles and practice of pediatric neurosurgery.
New york: Thieme 1999:813-829.
Duhaime AC: Closed head ınjury without fractures. In:Albright AL, Pollack
IF and Adelson PD eds. Principles and practice of pediatric neurosurgery.
New york: Thieme 1999:799-811.
Maugans TA; McComb JG, Levy ML: Penetrating craniocervical injuries.
In:Albright AL, Pollack IF and Adelson PD eds. Principles and practice
of pediatric neurosurgery. New york: Thieme 1999: 831-848.
 |
|
|