PEDİYATRİK KAFA TRAVMALARI
Fizyopatoloji
“...Kafa travmalı birçok hastanın izlemi bize tedavide hala limitlere
ulaşamadığımızı göstermektedir... İlerlemeler; fizyolojik deneyler, patolojik
ve klinik gözlemlerin bir arada olduğu multidisipliner bir çalışma ile
gelecektir...”
Walpole Lewin, 1975
Kafa travmalı bir olguda ideal tedavi ve yaklaşım gelişen karmaşık fizyopatolojik
olaylar zincirinin iyi bilinmesine dayanır. Doğal olarak çocuk ve erişkin
arasındaki anatomik ve fizyolojik farklılıklardan dolayı çocukluk çağında
kafa travmasına yanıt erişkinden farklı olabileceği gibi, bu fizyopatolojik
olaylar çocukluk çağının subgrupları içinde, yani yeni doğan (0-1 ay),
infantil (süt çocuğu dönemi, 1ay-2 yaş) ve çocuk döneminde de farklı
seyredebilir. Bu yaş gruplarında kafa travmasının nedenleri farklıdır
ve kafa travmasına bu yaş gruplarının yanıtı farklıdır. Travmadan etkilenen
yapıların ve travmanın ciddiyetinin sentripedal analizi, fizyopatolojinin
daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
Yaralanma Tipleri
Çocukluk çağında erişkinden farklı olarak sayısız yaralanma mekanizması
vardır. Motorlu araç kazası, yaya, bisiklet kazaları ve düşmeler en
sık görülen nedenlerdir. İki yaşından küçüklerde çocuk istismarı sıktır.
Özellikle 4 yaş ve küçüklerde düşmeler kafa travmasının başta gelen
nedenidir. Düşmeler aksidental, merdivenden, yataktan ya da masadan
olabilir. Çocuklar büyürken düşmeye bağlı kafa travması sıklığı azalır;
bisiklet, rekreasyonel aktivite kazaları gibi araç ilişkili kazalar
daha sık ortaya çıkmaya başlar.
Çocukluk çağı kafa travmaları fizyopatolojisi ile ilişkili çocukluk
çağı sinir sisteminin özelllikleri.
Yeni doğan bir bebeğin beyni, doğum sırasında birbiri üzerine binebilen
açık sütürlere sahip kalvariuma ait kemik tabakalar ile önemli derecede
deforme olabilen bir kranium ile sarılmıştır. Bu şekil verilebilecek
derecede ince kafatası aynı zamanda komprese olabilir ya da beynin ekspansiyon
etkisiyle önemli oranda genişleyebilir. İmmature kafatasının bu özelliği
beyni yaralanmaya daha açık hale getirebilir. Ayrıca orbital çatı ve
orta fossa tabanı erişkindeki gibi belirgin değildir. Bu özellik de beynin
yer değiştirmesinde daha az dirence neden olur. Subaraknoid aralık büyük
çocuklar ve erişkinlere göre dardır. Bu durum eksternal kuvvetlerin tamponlanma
kapasitesini azaltır.
İnfant, büyük çocuk ve erişkinlerde kranioserebral travma sonrası görülen
doku hasarı tipleri arasında farklılıklar olduğu belirtilmiştir. İnfantlarda
fatal olgularda % 10 sıklıkta counter-coup lezyon görülürken, fatal kafa
travmalı daha büyük çocuk ve erişkinlerde counter-coup lezyon sıklığı
% 85-95’i bulmaktadır. Sütürler ve fontanelin açık olması, kraniumun
iç yüzeyinin düz olması, subaraknoid aralığın az olması ve immatür beynin
yumuşak yapısı gibi fizik özellikler farklı doku hasarı tiplerine yol
açabilir.
Kafa ve vücut boyutları arasındaki ilişki infant, çocuk ve erişkinde
farklıdır. Yeni doğanın vücut ağırlığı yaklaşık olarak bir erişkinin
% 5’idir; ancak, beyin total vücut ağırlığının % 15’ini oluşturur ki,
erişkinde bu oran % 3’tür. Neonatal beyin ilk birkaç ayda maksimal hızda
kitle kazanır. Yaklaşık olarak 1 yaşında beynin büyüme hızı yavaşlar
ve büyüme oranı bir platoya ulaşır. Immature beyin 2. yılın sonunda erişkin
boyutunun % 75’ine ve 6. yılda % 90’ına ulaşır. Kafatası da bu büyümeye
paralellik göstererek, karakteri bu süre içinde hızla değişir. Bir yaşına
kadar çok yumuşak ve bükülebilir kemik çok daha sert ve kırılabilir bir
sertliğe ulaşır. Ayrıca bu sürede sütüral füzyon başlar. Kafatasının
bükülebilirliği ve yaralanması bir miktar azalır.
Doğduktan sonraki ilk aylarda myokardın kontraksion gücünü değiştirme
yeteneği düşüktür; bu nedenle kardiak debi sadece kontraksion oranının
arttırılması ile yükseltilebilir. Böylece post-travmatik kalp oranının
arttırılmasıyla bir süre kan basıncı sürdürülebilir, sonra ani olarak
tedrici kan basıncı düşmesi olamadan açık-irreversible şok gelişir.
Glomeruler filtrasyon oranı infantta sınırlıdır ve eğer sıvı resusitasyonu
kontrollu bir biçimde düzenlenmiş değilse kolaylıkla aşırı sıvı yüklenmesi
ortaya çıkabilir. Yüzey alanı / Ağırlık oranı çocuklarda yüksek olduğundan
ısı kaybı hızlı olabilir, resusitasyon esnasında soğutmadan kaçınılmalıdır.
Sekiz yaşın altındaki çocuklarda spinal kord yaralanmaları spinal kordun
üst servikal bölgesini seçer ve genellikle SCIWORA tarzındadır. Resusitasyon
ve entubasyon esnasında spinal travma riski akılda bulundurulmalıdır.
Beynin kimyasal içeriği çocukluk çağında myelinasyon, biokimyasal kompozisyon
ve nöronal gelişimde ardışık değişikliklerden dolayı çeşitli yaşlarda
önemli farklılıklar gösterir. Myelinasyon 2. dekadın sonuna kadar sürse
de, beynin büyük kısmı 2. yaşın sonunda myelinize olmuştur. Serebral
korteks ile karşılaştırıldığında, beyaz cevherin relatif su içeriği erişkin
yaşa doğru azalmasını sürdürür. Bu beynin myelinasyon ve yağ içeriğinin
artışına bağlı olabilir. Su içeriğinde azalma beynin biofizik özelliklerini
ve yaralanmaya cevabını değiştirir.
Gelişen beyinde glial hücrelerin proliferasyonu, vasküler kanallar ve
dendritik arborizasyon beynin büyüme artışı ile sonuçlanır. Artmış myelinasyon
ile kombine nöral dendritler ve dendritik çıkıntıların bu arborizasyonu
gelişimsel kilometretaşlarını kazanmak için çocuğun büyüme potansiyelinden
sorumludur. Eğer bu gelişim bir fokal ya da global mekanik yaralanma
ile kesilirse, çocuğun sonraki kognitif ve performans potansiyelinde
eşdeğer travma ile erişkinde görülmeyen önemli bozukluklar ortaya çıkabilir.
Beynin büyüme oranı bir miktar vasküler kanalların proliferasyonuna sekonderdir.
Bu proliferasyonun travmadan etkilenip etkilenmediği ya da travmanın
sonuçlarını modifiye edip etmediği iyi araştırılmamıştır.
Doğumda serebral perfüzyon hemen hemen homojendir, ancak daha sonra
fonksiyonel maturasyon sırasına göre bölgesel farklılıklar ortaya çıkar.
Serebral kan akımı değişiklikleri metabolizmadaki değişikliklerle ilişkilidir.Kan
akımında bölgesel varyasyon kafa travmasına gelişen beynin bazı sahalarının
değişik duyarlılığıyla açıklanabilir. Bununla birlikte, immatür beyin
anoksi ve hipoksiyi erişkin beynine göre daha iyi tolere eder. Gerçekte,
özellikle yaşamın ilk haftasında yüksek oksijen içeriği verildiğinde
beyin büyümesinde önemli bir yavaşlama ortaya çıkar. Bu relatif hipoksik
toleransın düşük metabolik gereksinimleri yansıtıp-yansıtmadığı bilinmemektedir.
Ortalama arterial basınç (OAB) ve İntrakranial basınç (İKB) arasındaki
farklılık olan serebral perfüzyon basıncı (SPB) çocukta erişkinden daha
düşüktür. Erişkinlerde beyne uygun perfüzyonu sürdürmek için minimal
50 mmHg SPB’ı gerekir ki böylece zararlı dekompanzasyon görülmez. Çocuklarda
ortalama sistemik kan basıncı daha düşüktür, normal çocuklarda SPB’ı
50 mmHg’nın hemen altında olabilir. Immature beyin için gerçek minimum
SPB’ı saptanamamıştır ve çocuğun yaşı ile değişebilir.
Immatur beyin deneysel travma çalışmalarında birkaç farklı kan-beyin
bariyeri karakteristikleri göstermişlerdir. Immature hayvanlarda daha
yaşlı olanlara göre daha az ödem görülmüştür ve bazı araştırmacılar bunu
kan-beyin bariyerindeki farklılıklara bağlamışlardır. Diğer araştırmacılar
ise serebral ödemdeki bu azalmayı yaşı daha küçük hayvanlarda OAB’ın
daha düşük olmasına bağlamışlardır. Beyin ödemi sıvısı immatür beyinde
daha hızlı temizlenir. Muhtemelen çocuk beyni daha az ödem sıvısı oluşturur
ve oluşan ödemi erişkine göre daha hızlı temizler.
Infantlar ve genç çocuklarda daha büyük çocuklar ve erişkinler ile karşılaştırıldığında
nöroplastisitede önemli fonksiyonel farklılıklar vardır. Deneysel ve
klinik çalışmalar daha genç hayvanların beyin yaralanması sonrası farklı
iyileşme özelliklerine sahip olduğunu göstermiştir. Matür bir hayvanda
tipik bir hemiparezi oluşturan spesifik bir beyin yaralanması infant
hayvanda aynı motor defisiti oluşturmayabilir. Beyin yaralanması sonrası
bu fonksiyon korunması yaralanma sırasında beynin spesifik bir sahasının
daha fazla özelleşmiş olmasına bağlı olabilir. Bu plastisitenin kortikal
nöronların myelinizasyon derecesine sekonder olduğu ve böylece myelinasyon
artarken, plastisitenin azaldığına dair bazı deliller gösterilmiştir.
Nöral plastisitede yaş bağımlı farklılığa en güçlü klinik örnek dil fonksiyonuna
ilişkindir. Beş yaşından küçük çocuklarda sol hemisfere yaralanmanın
daha büyük çocukta aynı yaralanmaya göre ciddi disfazi ile sonuçlanması
olasılığı daha azdır.
Küçük çocuklar daha büyüklere göre diffüz beyin yaralanmasından daha
fazla etkilenebilir. Her ne kadar immatür beyin daha fokal fonksiyonların
kaybına karşı korunabilirse de, kognitif fonksiyonların tümünde önemli
bir azalış ortaya çıkabilir. Eşdeğerde travma infant ve küçük çocuklarda,
adolesan ve erişkinlere göre daha derin nöro-psikolojik defisitler ortaya
çıkarabilir.
Histopatolojik olarak matür beyninde gözlenen sık kontüzyonların tersine,
benzer bir travma infant beyninde beyaz cevherde makroskobik yırtıklar
(yüzeye paralel olan) ve superfisyal kortikal tabakalarda mikroskobik
yırtıklar oluşturur. Bu yırtıklar korteks ve ventriküler duvar boyunca
yayılabilir. Travmatik yırtıklar sadece 5 aylıktan daha küçük infantlarda
görülür; daha büyük çocuklar matür beyninde görülen kontüzyon ve nekroz
patternini gösterir.
KAFATASI KIRIKLARI
1. Yeni Doğan. Yeni doğan infantlarda görülen çoğu kafatası kırığı lineerdir
ve önemi azdır. Sıklıkla bu kafatası kırıkları doğumda forceps ya da
diğer eksternal yöntemlerin kullanılması ile ilişkili olan eksternal
travma bulguları ile birliktedir.
Ping-pong kırığı; forceps uygulamasının sonucu olduğu düşünülmektedir,
ancak annenin sakral promontoriumuna karşı infantın başının kompresyonu
da neden olabilir. Genellikle doğum kanalı yoluyla geçişe izin vermeyen
uzamış doğum sonrası görülür. Gerçekte bu kırıklar sezaryenle doğan bebeklerde
sıktır ve uterin kasılmaların yol açtığı düşünülmektedir. En sık olarak
parietal kemikte görülür ve sıklıkla üzerindeki saçlı deride travma belirtisi
yoktur. Bu ping-pong depresyonlar ile dural yaralanma hemen hemen asla
görülmez.
Daha komplike kırıklar bugün artık nadiren yapılan orta ya da yüksek
forceps doğumla ilişkili olabilir. Bu komplike kafatası kırıklarında
sıklıkla alttaki beyin yaralanmış ve dura mater yırtılmıştır (Büyüyen
kafatası kırığı). Bu yırtığın primer tamiri gerekir, yoksa büyüyen beyin
dural açıklık yoluyla hernie ve strangüle olarak beyinde infarkta yol
açar.
Yeni doğan, kafatası kırığı sonrası nörolojik değişiklikler göstermeyebilir.
Yeni doğan’ın cevapları başlıca beyin sapından kaynaklanır ve böyle bir
yaralanmanın etkileri çocuk 6 aylık ya da daha büyük olana kadar belirgin
hale gelmeyebilir. Harwood- Nash kafatası kırığı varlığında beyin hasarı
insidansını % 8, kırık olmadığında % 2 bulmuştur.
2. İnfantta kafatası kırığı
İnfant yaralanmasının en sık nedenleri düşmeler, çocuk istismarı ve
motorlu araç yaralanmalarıdır. Infantları güvende tutmak için imal edilmiş
bazı cihazlar yaralanmayı arttırabilir. Örneğin; çocuklar için yüksek
mama iskemlesi ciddi bir düşmeye yol açabilir. Infantın serbest hareket
ve aktivitesi için dizayn edilen yürüteçler merdivenlerden düşmesine
ya da emekleme devresinde normalde ulaşamayacakları tehlikeli objeler
ile yakın temaslarına yol açarak ciddi yaralanmasına yol açabilir.
Kafatası kırıkları infant yaş grubunda sıktır, çünkü kemik relatif olarak
incedir ve bir darbeden sonra kolaylıkla kırılabilir. Aksidental bir
kafa travmasında, kırık tipik olarak tek bir çizgi kırığıdır ve genellikle
parietal kemikte lokalizedir. Kafatası kırıklarının kenarlarının ayrılması
kafa içi basınç artışını ya da beyin şişmesinin düşündürür ve altta bir
beyin yaralanması olduğunu gösterir.
İnfantil kafatası kırıkları büyük yaş gruplarında görülmeyen bazı komplikasyonlar
ile birlikte olabilir; bunlar büyüyen kafatası kırığı ve subepikranial
higromayı kapsar. Büyüyen kafatası kırığı genellikle yaralanmanın geç
komplikasyonlarındandır. Nadiren, özellikle çok ciddi bir kafa travması
sonrası akut, büyüyen bir kırık görülebilir. Pia-araknoid sıklıkla beyin
dokusundan sıyrılmıştır ve alttaki beyin lasere dura kenarları arasında
kontüzedir. Eğer alttaki beyin şişer ise, kırık boyunca kemikleri ayırarak,
dönmüş dura mater yoluyla hernie olur.
Subepikranial higroma ise eğer kırık hattı, sütür hattına fikse olmuş
dura materin laserasyonu ile bir sütür hattını aşarsa görülür. Alttaki
araknoid yırtılmasının eşlik etmesi ile, beyin-omurilik sıvısı genişlemesini
sınırlayan periostun altını diseke eder. Genellikle spontan geriler ve
operatif tamir gerekmez.
Subakut ya da kronik büyüyen kafatası kırıkları yaralanmadan sonra bir-kaç
ayda genellikle sinsi gelişir ve en sık 1 yaşından küçük bebeklerde görülür.
Bu çocuklar en az 3 – 4 mm kafatası kırığı diastazı ile bir kafatası
defekti gösterir. Sıklıkla saçlı deri üzerinde pulsatil bir kabarıklık
vardır ve infant persistan nörolojik defisit ya da nöbetlere sahiptir.
CT ve kafa grafilerinde kırık kenarları düzensiz, bazen dışa dönük, sklerotik
ya da genişlemiştir. CT aynı zamanda alttaki beyin hasarını da ortaya
koyabilir – beyin nekrozunun neden olduğu hipodansite (ileride poransefali
ile sonuçlanır), bu bölgeye ventrikül divertikülü, beynin diğer bölgelerinde
önemli uzak yaralanma ve kırıktan ventriküle giden bir hatta gliozis
ya da aktif nekroz.
Büyüyen kafatası kırıkları 1 yaşından küçük çocuklarda sıktır, zira
hızla büyüyen beyinden pulsasyonlar dural yırtığı genişletir ve kırığın
kenarlarını erode eder. Beyin nekrotik hasara uğrar ve beyin ile dura
mater arasındaki yüzeyde gelişen skar duranın sonradan kapanmasını önler.
Dural defekt genellikle kemik defektten daha büyüktür, bazen erozyon
kafatasının iç tabulasında görülebilir. Küçük kafatası defektinin tamiri,
bu yaş grubunda hızlı kafatası büyümesi olduğu için akrilikten ziyade
split-thickness kranium grefti ile yapılmalıdır.
3. Çocukta kafatası kırıkları
Çocuk 2 yaşına ulaştıktan sonra kafatası erişkin yapısına biraz daha
yaklaşır. Ancak beyin erişkindeki gibi anatomik olarak aynı değildir
ve bu matürleşen beyin travmaya hala farklı cevap vermektedir.
Basit, çizgi kırıklarına bu yaş grubunda sık rastlanır. İnfant kafatası
kırıkları için anlatılanların çoğu bu yaş grubu içinde geçerlidir.
Major vaskuler kanallar ile ilişkili çizgi kırıklarının intrakranial
kanama riski yüksektir. Böyle çizgi kırıkları genellikle daha büyük yaş
grubundadır ve lokalizasyonu daha çok middle meningeal arterin geçtiği
temporal skuamöz kemik ya da yakınındadır. Sagital / Lambdoid sütürleri
çaprazlayan kırıklar sagital ve transvers/sigmoid sinüse hasar ile epidural
hematoma yol açabilir.
Diastatik kırık, ayrılmış normal sütür hattı, erken çocukluk çağında
daha sıktır. Diastatik kırıklar çizgi kırıkları gibi aynı yollar ile
oluşurlar ve etkileri benzerdir. Çizgi kırığı bir sütür hattına ulaşarak
onun diastatik olmasına yol açabilir. Eğer çizgi kırığının kenarları
3 mm den fazla ayrılırsa büyüyen bir kafatası kırığı olarak değerlendirilmelidir.
Büyük çocuklarda çökme kırıkları genellikle keskin bir objeye çarpma
ile ortaya çıkar. Bu çökmeler sadece dış tabulayı tutabilir ve kozmetik
deformiteden başka bir klinik önemi yoktur. Her iki tabula da etkilenmiş
ise iç tabuladaki hasarlanma daha fazla olabilir. Bu yaş grubundaki çökme
kırıkları genellikle açık, birleşik kırıklardır.
Çökme kırıkları fokal nörolojik defisit ile nadiren ilişkilidir. Ancak
çökme kırıkları parsiyel ya da sekonder jeneralize olan bir nöbetle birlikte
olabilir. Bazen daha ciddi ve yaygın beyin yaralanması ile birlikte görülebilir.
Eğer epileptojenik bir fokus ortaya çıkmış ise bu muhtemelen kemik projeksiyonun
sürekli varlığından değil, travmanın ilk etkisinden kaynaklanmıştır.
Çocukluk döneminde kafa kaidesi kırıkları da görülebilir. Bu kırıklar
genellikle çizgi kırığıdır ve kafa kaidesinde foraminalar yoluyla çıkan
kranial sinirlere yakın ilişkilidir. Ayrıca kranial kavite ile paranazal
sinüsler ve kulak kanalı gibi hava içeren kaviteler arasında bir kominikasyon
oluşturduklarından enfeksiyon riski taşırlar. En çok petroz temporal
kemikte karşılaşırlar. Postaurikuler hematom, hematimpanum ya da otoreye
(şüpheli ise tau-transferrin testi ile bakılabilir) neden olurlar. Fasial
ve vestibulo-koklear sinirler etkilenmiş olabilir. Komplet fasial paralizi
travmadan hemen sonra ortaya çıkmış ise fasial sinirde kesilme, travmadan
2-3 gün sonra ortaya çıkmış ise sinirde kontüzyon/şişme sonucu nöroapraksi
olması muhtemeldir. Fasial sinir paralizisi ile birlikte genellikle abducens
paralizisi de görülebilir. Ancak bu muhtemelen kırığın direk bir sonucu
değildir.
Kafa kaidesi kırıkları ön fossayı da tutabilir. Alına darbe ile ortaya
çıkan kırık vertikal olarak frontal kemikten, supraorbital kenar ve sonra
orbital çatıya uzanır. Üst göz kapaklarında ekimoz ve şişme supraorbital
damarlardan göz kapaklarının gevşek, areoler dokusuna kanamadan kaynaklanır
ve karakteristik rakun gözlerini oluşturur. Eğer frontal bazal kırık
orta hattı çaprazlar ise rakun gözü bilateral ortaya çıkabilir. Genellikle
orbita etkilenmemiştir, bununla beraber ekstra-okuler kaslarda geçici
kısıtlama ortaya çıkabilir ve akut şişme fazında pupiller yanıt biraz
azalmış olabilir. Eğer ön fossa kırığı sfenoid ve ethmoid kemikleri tutarsa
1. ve 2. kranial sinir ve sfenoid kırıklarda 3., 4., 6. kranial sinirlerde
hasarlanma olabilir.
Ön fossayı tutan kırıklar enfeksiyon kaynağı hava içeren sinüslere uzanabilir.
On yaşından küçük çocuklarda frontal sinüs yoktur ve bu potansiyel kontaminasyon
kaynağı olmaz. Ancak kırık ethmoid ve sfenoid sinüslere ulaşmış ise kontaminasyon
olasılığı vardır.
Çocuğun kafatası özellikle temporal bölgede, sütür hatları boyunca ve
orbital çatıda erişkinden daha incedir.Bu bölgelere gelen travma beyne
penetran yaralanma insidansını arttırır.
İNTRAKRANİAL KANAMALAR
1. Yeni doğanda intrakranial kanamalar
Doğum yaralanması aynı zamanda epidural, subdural, subaraknoid, intraparenkimal,
subependimal ve intraventriküler kompartmanlarda da kanamaya yol açabilir.
Yeni doğan ve infantta intrakranial kompartmanda toplanan kan miktarı
dolaşımdaki total kan volümünün büyük kısmını oluşturabilir, anemi ya
da şok ile sonuçlanabilir. Yeni doğanda intrakranial kanamanın klinik
tablosu duyum depresyonu, solukluk ve fokal nörolojik defisitten oluşur.
Hematomun kitle etkisi ya da iskemi ile duyum depresyonu ortaya çıkar.
Solukluk yeni doğanın hemoglobin konsantrasyonunda önemli bir düşüş sonucudur.
Fokal nörolojik defisit hematomun lokalizasyonuna bağlıdır. Relatif olarak
büyük bir hematom, yeni doğanın ekspansil kafatasından dolayı basit nörolojik
muayenede herhangi bir değişiklik görülmeden birikebilir ve klinik tanı
gecikebilir.
I. Epidural Hematom
Yeni doğan ve infantta nadir gelişir. Dura mater yeni doğanda kalvarium
ve sütür hattı arasında yapışıktır ve bu özellik epidural aralığa kanama
olduğunda dural ayrılmayı güçleştirir.
Yeni doğanda epidural hematom genellikle forseps yaralanmasına sekonder
gelişir. Sıklıkla kafatası kırığı vardır. Olguların % 20’de ise kırık
görülmez. Solukluk, fokal nörolojik defisit, kabarık saçlı deri ve dolgun
fontanel vardır. Kırık diastaz gösteriyorsa hematom subgaleal aralığa
dekomprese olabilir. Ameliyatla boşaltmadan önce kan transfüzyonu gerekli
olabilir.
II. Subdural Hematom
Doğum sırasında baş abdominal ve uterin kasılmalardan horizontal bir
kompresyona ve vertikal aksis boyunca bir sıkışma kuvvetine maruz kalır.
Bu güçler özellikle tentorial kılıflar boyunca venöz kanallar ve köprü
damarlarında yırtılmalara yol açabilir. Bu kanamalar genellikle daha
büyüklerden farklı olarak tentorial tabanda ve hemisferler arasında görülür.Obstetrik
tekniklerin düzelmesi ile yeni doğanda subdural hematom insidansı azalmıştır.
Diğer intrakranial hematomlar gibi yeni doğanda solukluk, gergin fontanel
ve sıklıkla nöbet görülür. Spontan solunum olmayabilir. Şok görülebilir.
Retinal kanamalar sıktır. Yeni doğan hareketlerinin çoğu refleksif ve
subkortikal merkezler ile entegre olduğu için fokal bulgular sık değildir.
Akut subdural hematoma yeni doğanda diğer yaş gruplarına göre daha sık
rastlanır. Posterior fossa subdural hematomuna doğum makat gelişi ile
olmuşsa sık rastlanır. Kafa içi basınç artış belirtleri ile birlikte
CT’de kominikan hidrosefali görülebilir. Solunum güçlükleri ve anormal
kardiak fonksiyonu kapsayan beyin sapı kompresyon belirtileri görülebilir.
III. İntraserebral Hematom
Güç doğum ya da obstetrikal enstrumanların kullanımı ile ilişkilidir
ve sıklıkla temporal lobda bulunur. Birden fazla hematom varsa kanama
diatezi akla gelmelidir. Sıklıkla fokal ya da jeneralize bir nöbet ve
hematomun lokalizasyonu ile ilgili fokal nörolojik defisit gösterirler.
İntraserebral hematomun yeni doğanda çok daha az sıklıkta görülmesinin
nedenlerinden biri countre coup yaralanmaların nadir görülmesidir. Bu
yaralanmalar kafa travmasında intraserebral hematom gelişmesinin en sık
nedenidir.
IV. Subependimal ve İntraventriküler Kanama
In utero infantlarda serebral yaralanmanın en sık nedeni prematurite
ve asfiksi ile ilişkili olan germinal matriks kanamasıdır. Bazı olgularda
bu kanamalar kafa travması ile de düşünülebilir. Prematür doğumda, hipoksi-iskemi
ile kombine güçlü uterin kasılmaların intraventriküler kanamaları oluşturduğu
ileri sürülmektedir. Bu kasılmalar derin venöz sistemin intermittant
okluzyonuna yol açarak, prematür infantı tekrarlayan transtentorial herniasyonlara
götürür. Bu derin serebral venöz sistemdeki basıncı yükselterek periventriküler
lokalizasyonda, özellikle germinal matriks bölgesinde drenaj venlerinin
rüptürüne yol açar. Germinal matriksin kan desteği düşüktür ve bu onu
hipoksik yaralanmaya daha hassas kılar.
Düşük gestasyonel yaşlı infantın primer yaralanma nedeninin kafatasının
belirgin yumuşaklığı ve hipermalleabilitesi olduğu ileri sürülmüştür.
Uterus ve abdominal kasılmalar 100-200 mmHg seviyelerinde basınç üretir
ve bu kompressif gücün çoğu fetal beyne iletilebilir. Bu durum kafa travması
ve tekrarlayan transtentorial herniasyonlara yol açabilir. Bu iletilen
aşırı kontraksion gücü infant beyninin serebral perfüzyon basıncını aşarak
geçici iskemik olaylara, venöz ya da kapiller kanamalara yol açar. Bu
olaylar full term infantlarda görülmez, zira kafatasları sıkışmaya daha
dirençlidir ve böylece herniasyon derecesi azalır. Bazı yazarlar subependimal
ve intraventriküler kanama gibi ortaya çıkan neonatal intrakranial kanamaların
orijinal kafa travması olduğunu ve tedavisinin prematür doğumu önlemede
yattığını ya da en azından oluşturulan kuvvetin azaltılması gerektiğini
ileri sürerler .
2. İnfantta intrakranial kanamalar
I. Epidural ve Subdural Kanamalar
İnfantlarda; büyük çocuklar ya da erişkinlerde görülen middle meningeal
arter lokalizasyonundan uzak olan arterial veya venöz kanamalar sıklıkla
epidural hematomun kanama kaynağıdır. Venöz sızıntılar arterial kanamalar
göre daha yavaş olduğundan nörolojik kötüleşmeleri de geç gelişebilir.
Kronik subdural hematomlar büyük çocuklarda nadir görülürken, infant
yaş grubunda oldukça sıktır. Pik insidansı yaklaşık 6 aylıktır ve 1 yaşından
sonra kronik subdural hematom görülmesi nadirdir. İnfantta spesifik travmatik
olay tanımlanmamıştır. Nadiren infantın altta yatan bir kanama hastalığı
ya da hematolojik malignensi vardır. Hemen hemen tüm olgularda travma
kronik subdural hematomun nedenidir.Erkeklerde insidansı daha yüksektir.
Doğum travması son derece nadir bir nedendir. Prematür infantlarda da
subdural hematom nadirdir.
Bu hematomların kronik doğası muhtemelen beyni major dural sinüslere
bağlayan köprü venlerinden venöz kanamaya sekonderdir. Bu kan düşük basınç
altında olduğu için hızlı birikmez ve nörolojik durumu da hızlı olarak
değiştirmez. Yavaş birikim ile hematom sıklıkla orta hattı geçerek her
iki hemisferin üzerini tutar. Bu kanamaların hemoglobin yıkımının sonucu
olarak ve sonuçta suyun osmotik geçişi ile genişlediği düşünülürdü, ancak
bu konsept bugün kabul edilmemektedir, zira subdural aralıkta biriken
kanın sıklıkla spontan rezolusyon ve rezorbsiyona uğradığının açık delili
gösterilmiştir. Kan aynı zamanda subdural kitleyi çevreleyen ve yüzeyini
döşeyen neo-membranların oluşumu ile organize olabilir. Dura materin
iç tabakası bu neomembranların kaynağıdır. Duranın altındaki neomembran
kısmı oldukça vaskülarizedir, buna karşılık araknoide yapışık iç membranın
vaskülarizasyonu zayıftır. Subdural hematomlar hemoglobinin yıkımına
sekonder osmotik etkilerden ziyade neomembranın frajil damarlarından
tekrarlayan kanmalardan muhtemelen genişler. Beyin üzerine lokal basınç
klinik belirtilere yol açar.
Subdural kolleksiondaki sıvı çeşitli oranlarda kanla karışmış BOS içerir.
Sıklıkla orijinal travmatik olay venlerin ve BOS serbestleşmesine izin
verecek şekilde alttaki araknoidin her ikisinin de yırtılmasıdır. Eğer
lezyon aşırı kanlı ise subdural hematom olarak isimlendirilir; eğer sıvı
açık ksantokromik ya da sadece hafif kanla karışık ise subdural higroma
olarak tanımlanır. Bu iki durum muhtemelen kronik subdural hematom spektrumunun
iki uç noktasıdır. Koleksiyonda BOS içeriği daha fazla ise spontan rezorbsiyon
olasılığı daha yüksektir.
Sıklıkla kronik subdural hematomun tek başlangıç bulgusu baş çevresinde
hızlı bir artıştır. İrritabilite, beslenme azlığı, kusma, ön fontanelde
gerginlik ve nöbet olabilir. Üç aylıktan büyük bir çocukta ateş veya
anormal elektrolit ya da karbonhidrat metabolizması bozukluğu yoksa potansiyel
olarak kronik subdural hematom varlığı düşünülmelidir.
II. Non-aksidental travma.
III. Aksidental intrakranial hematom
NON-AKSIDENTAL TRAVMA
Bazı çalışmalar kafa travması sonrası yaşın azalması ile sonuçta bir düzelme
eğilimi gözlemlediler. Ancak bu eğilim, başlıca nonaksidental travmanın yüksek
insidansı ve kötü sonucundan dolayı infant yaş grubunda kesilir. Bu infantlar
kötü davranışlardan ciddi diffüz beyin yaralanması gösterir ve gerçekte beyinleri
böyle bir etkiye daha büyük çocuk ve erişkinlere göre daha duyarlı olabilir.
Kriel ve arkadaşları niçin bunun olabileceğini şöyle özetlemektedirler.
1- Immatur beyine travmanın, daha büyük çocuk ve erişkinlerde bulunan
kontüzyonlar ile karşılaştırıldığında yırtılma yaralanması oluşturması
daha muhtemeldir.
2- Yırtılma yaralanmasına predispozisyon yaratan anatomik neden inkomplet
myelinasyondur.
3- İnfantlar ve daha büyük çocuklar yüksek metabolik oran ve vasoreaktivitesinden
dolayı sık serebral şişme gösterirler.
4- Rölatif olarak büyük bir kafa, daha az güçlü boyun kasları ve ince,
kırılabilir kafatası kemiklerinden dolayı kuvvetler beyine daha etkin
olarak transfer olurlar.
5- Gelişimsel büyümesinin kesilmesinden dolayı (kritik yaşlar) çocuk
entelektüel gelişiminin kaybolması ile birleşik bir etkiye maruz kalır.
AKSİDENTAL İNTRAKRANİAL HEMATOM
Aksidental intrakranial hematomlar intraparankimal ya da extraaxial
olsun infantlarda daha büyük çocuklardan çok daha az sıklıktadır. Bu
çocuklar istismara maruz kalanlardan daha iyi bir prognoza sahiptir.
İnfantlarda künt travma sonrası görülen intraserebral yaralanma tipi
beraberinde başka bir serebral yaralanma olmaksızın bazal ganglionları
tutar. Sıklıkla orta derecede yükseklikten düşen infantlarda görülür
ve hemiparezi hariç ciddi beyin hasarının başka bir göstergesi yoktur.
Düşmeden hemen sonra çekilen CT kaudat, putamen ve internal kapsülün
ön kısımlarında bir hemoraji gösterir. Daha sonra bu hemoraji çözülür
ve hipodens ensefalomalazi sahasına dönüşür. Maki ve arkadaşları bu lezyonun
anterior bazal ganglionu sulayan MCA’in lateral perforan dallarında sıkışmaya
neden olan rotasyonel bir hareket sonucu ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir.
Sonra hemoraji ile sonuçlan enfarkt görülür.
3. Çocukta İntrakranial Hematomlar
İntrakranial hematomlar eğer benzer ciddiyetteki yaralanmalara ait verileri
karşılaştırılırsa, erişkinlerde, çocuklardan çok daha fazla sıklıkta
olduğu görülür. Parankimal hematomlu çocuklara sıklıkla erişkinlere göre
daha az sıklıkta cerrahi müdahale gerekir. Bir çalışmada erişkinler %33
hemorajik kontüzyo insidansı gösterirken, çocuklarda bu oran %16 bulunmuştur.
Daha önce belirtildiği gibi konturkup yaralanma gelişmesi, erişkinlerde
çocuklara göre daha olasıdır.
Çocuklar daha sık olarak diffüz serebral şişme yada yırtılma yaralanması
gösterir. Zimmerman ve Bilaniuk yırtılma yaralanmasının pediatrik hastalarda
morbiditenin çok daha sık nedeni olduğunu göstermişlerdir. Çalışmalarındaki
çocukların çoğu otomobilin ani deselerasyonu ve ani bir kranial akselerasyon
ortaya çıkan yüksek hızlı otomobil kazalarından yaralanmıştı. Böyle çocuklar
başlangıçta sıklıkla deserebre postürle derin komada iken, daha sonra
vejetatif duruma progresyon göstermişlerdir.
Extraaxial hematomlar erişkinlerde çocuklardan daha sıktır. Bir çalışmada
ağır kafa travmalı hastalarda ekstradural hematom insidansı %6.5 olarak
gösterilmiştir, ancak insidans çocuklarda değişen derece ciddiyeti ile
%1-2 daha düşüktür. Akut subdural hematom çocuklarda erişkinlerden (%25
) daha az sıklıkta görülür.
İki grup çocuk intrakranial hematom gelişme yönünden yüksek risktedir.
1- Kanama diatezli çocuklar
2- Şantlı hidrosefalisi olan çocuklar
Kanama diatezli çocuklarda kafa kırığı olmasa da kapalı kafa travması
sonrası sıklıkla hematomlar gelişir. Hidrosefalik şantlı çocuklar kafatasları
kendi kranial yaş gruplarına göre daha kırılabilir olup, minör travma
sonrası extraserebral hemoraji gelişme riskine yatkındır. Bu hematomlar
sıklıkla klinik tanım olmaksızın genişler, zira şant BOS’ ını drene etmeyi
sürdürdüğünden genellikle beyin tarafından yapılan tampone etki ortadan
kalkar. Bu nedenle klinik olarak sessiz hematomu ekarte edebilmek için
kafa travması sonrası kanama diatezli ve şantlı hastalara CT çektirilmelidir.
EPİDURAL HEMATOM (EDH)
EDH çocuklarda erişkinlerden önemli oranda az sıklıkladır ve infantlarda
nadirdir. Choux, pediatrik kafa travması populasyonunda EDH insidansını
%1.5-3.5 olarak bildirilmiştir. Bu sayı tüm yaş gruplarını kapsamakla
birlikte büyük çocuklara doğru insidans artar. Çocuklarda düşük insidans,
özellikle infantlarda ve yeni doğanlarda potansiyel olarak epidural kanamayı
azaltan duranın kalvariuma sıkı yapışıklığından dolayıdır.
Epidural kanamanın kaynağı çocuklarda ve erişkinlerde farklıdır. Sıklıkla
erişkinlerde bulunan meningeal arterden klasik kanamadan ziyade çocuklar
dural sinüsten yada diploe ‘den venöz kanamanın neden olduğu bir hematoma
sahip olabilirler. Bu önemli kitle etkisine yol açmadan önce birikmesi
uzun bir süre alır. Bu EDH‘un gelişimi daha yavaş olduğu için, anemi
herhangi bir nörolojik anormallik olmadan ortaya çıkabilir. Skalp altındaki
kırık hattı yoluyla çocuklarda EDH dekomprese olabilir, böylece beyin
kompresyonu daha az olur. Kranial süturlarda dural yapışıklığın infantlarda
EDH’un büyümesini sınırlayıp, sınırlamadığı tartışmalıdır. Sadece koronal
sütürdeki dural yapışıklığın bu kanamaların genişlemesini sınırlamak
için yeterince güçlü olduğu ileri sürülmüştür.
Daha büyük çocuk ve erişkin populasyonunda arteriel kanama inferior
temporal bölgede kan volümünde hızlı bir artışa neden olur. Pıhtı boyut
olarak artarken, alttaki dura ve beyinde tedrici bir yer değiştirme ortaya
çıkar, tedavi edilmezse unkal herniasyon gerçekleşir. Daha küçük çocuklarda
temporal bölgedeki hematomlar daha az sıklıktadır ve daha sık olarak
kranial konveksitede superior lokalizasyondadır.
EDH’lu çocuğun klasik tablosu sıklıkla relatif olarak hafif bir travmayı
kapsar. Choux, infantların %85 ‘i ve çocukların %57 sinin yaralanmaları
sırasında bilinç bozukluğu göstermediğini belirtmiştir; sadece hematom
genişledikten sonra çocuğun bilinci kaybolur. Çocukların çoğu bilincini
kaybetmez, ki bu tipik bir EDH’ un 6-12 saat içinde lethal olduğu için
şeklindeki önceki öğretiyi reddeder. Çocuklar sistemik hipertansiyon
ve bradikardi, kafa içi basınç artımı bulguları ve bilinçlilik seviyelerinde
herhangi bir değişiklik olmaksızın beyin sapı iskemisi bulguları gösterebilirler.
Çocuklar sıklıkla EDH olgularında tanımlanan klasik lusid intervallere
sahip olmayabilir. Bunun yerine büyük çocuklar sıklıkla gittikçe artan
ciddi baş ağrısından yakınırlar ve sonra letarjik ve konfüze olurlar.
Bundan sonra, bir hiperirritabilite dönemi görülür, sonuçta bilinç seviyesi
azalır; kusma ve nöbetler sıktır.
Daha büyük çocuklar, erişkindekine benzer sürekli kötüleşmeler gösterebilir.
Kontrlateral hemiparezi ile ipsilateral pupiller dilatasyonu takiben
dekortikasyondan, deserebrasyona doğru ilerler. Bu tablodan önce çocuklar
kardiovasküler anomaliler gösterebilir, zira EDH’da görülen kan kaybı
erişkinlere göre total kan volümünün daha büyük bir oranındadır.
Posterior fossa EDH’larının çocuklarda görülmesi erişkinlere göre daha
muhtemeldir. Bu lezyonlar acil cerrahi gerektirir. 5-10 Yaş arasındaki
çocuklarda direkt oksipital travmaya sekonder posterior fossa EDH’u subakut
formda nadiren görülür. Bu çocukların Glasgow koma skoru 14-15 tir, ancak
persistant kötüleşen baş ağrıları, kusma, ayakta duramama vardır. Sıklıkla
yaralanmadan sonra birkaç güne kadar ortaya çıkmazlar.
Çocuklarda EDH’un mortalite oranı %7-15 arasındadır. En yüksek oran
temporal bölge hematomlarındadır. Hastaların %5-10 da rezüdü nörolojik
defisit kalır. Beynin direkt yaralanmasından ya da kompresyona sekonder
serebral hasardan dolayı sıklıkla hematomun boşaltıldığı komşu beyin
sahasında ansefalomalazia görülür.
SUBDURAL HEMATOM (SDH)
Çocuk yaş gurubunda SDH’lar akut, subakut ya da kronik olarak sınıflandırılır.
Bu tanım hematomun oluşma süresine dayanır. 3 günden daha az sürede
gelişen hematomlar akut, 3- 10 gün subakut ve 10 gün sonrası kronik
olarak kabul edilir. Kronik SDH çocuklarda sıklıkla tek bir antite
olarak ortaya çıkar, oysa subakut ya da akut hematomlar hemen daima
altta bir miktar beyin travması ile birliktedir. Akut SDH herhangi
bir yaşta görülebilir, fakat kronik hematom infant döneminde çok daha
fazla sıklıkta gözlenir ve sıklıkla baş çevresi artışından dolayı ilk
olarak hastaneye getirilirler.
Akut ve subakut hematomlar doğum yaralanması ya da çocuk istismarı
hariç son derece nadirdir. Akut SDH çocuk yaş grubunda erişkinlerdeki
gibi %25 oranında görülür. Bununla birlikte, Gutierrez ve Raimondi akut
SDH’un infantlarda oyun çağı çocuklarına göre 6 misli daha sıklıkla görüldüğünü
bildirmiştir. En sık düşmeye sekonder görülür ve ikinci sıklıkta nedeni
çocuk istismarıdır. SDH yaklaşık olarak çocuklarda post-travmatik operatif
kitle lezyonlarının % 11 inde görülür. Bu erişkinlere göre çok daha az
sıklıkta sayılır.
Bu farklılığın, çocukların farklı bir travma mekanizmasına maruz kalmalarıyla
açıklanıp açıklanamaması yada altta bir anatomik farklılık olup olmadığı
açık değildir. Çocukların ince bir subaraknoid aralığa sahip olması ve
alttaki beyin ve dura mater ile yakın ilişkisi bu tip kanamanın tampone
edilmesini sağlaması bir neden olabilir.
Akut SDH’lu oyun çağı ve daha büyük çocuklar genellikle bilinçsiz bir
durumda gelirler. Bazen bir lucid interval vardır ve nöbetler sıktır.
Oyun çağı ve daha büyük çocuklar erişkinlere benzer bir klinik tablo
gösterir. Bilinç seviyesinde gerileme, fokal nörolojik defisit ve progressiv
transtentorial herniasyon bulguları olabilir. Akut SDH tanısı için subdural
tap fikri değişmiştir yerine acil CT seçilmesi gereken tanısal işlem
olmalıdır.
Akut SDH genellikle CT de hiperdens görülür ve frontal bölgeden parietal
bölgeye yarım ay şeklinde uzanır. Bazen kan kaybına sekonder belirgin
anemi gösteren çocuklarda izodenstir. Serebral kontüzyon, intraserebral
hematom ya da interhemisferik fissürde kan da gözlenebilir. Eğer akut
SDH’un kalınlığı 5mm’ den fazla ise acil kraniotomi gerekir. 5 mm’nin
altında ise çocuk belirgin kötüleşme göstermedikçe ya da şiftin derecesi
hematomun büyümesinden daha fazla olmadıkça ki bu beyinde önemli şişmeyi
gösterir, genellikle gözlenebilir.
Bu hastalarda sonuç EDH’ a göre önemli oranda daha kötüdür, zira beyinde
akut SDH’ la birlikte önemli hasar vardır ve sonuçta intrakranial hipertansiyon
ortaya çıkar.
İNTRASEREBRAL HEMATOM (İSH)
Travmatik İSH, beyin kontüzyonu sahasında kanın birikmesiyle ortaya
çıkar. Kortikal yüzey altında major bir damarı yırtan bir yırtılma yaralanması
da lokalize bir bölgede İSH’ a yol açabilir. Erişkinlerdeki gibi bu hematomlar
sıklıkla frontal ve temporal loblarda görülür. Özellikle kafa kaidesi
ve karşı beyin yüzeyinin kontüzyonunun bir sonucu olarak , orbitofrontal
bölge , temporal tip ve inferior temporal lobda görülebilir. Bunlar sıklıkla
countercup yaralanmalardır ve çocuklarda erişkinlere göre çok daha azdır.
Çünkü bu yerlerde daha az kemik çıkıntı ve kabarıklıklar vardır. Kontüzyonlar
aynı zamanda fraktür yerlerinin altında özellikle çökme kırıklarında
görülür.
Büyük çocukta klinik tablo erişkine benzer. Sol temporal lob tutulmuş
ise disfazi görülebilir. Bu 5 yaşından küçük çocuklarda sık gözlenmez.
Genellikle İSH’lar yaralanmadan sonra 2-4 gün için farkına varılmış değildir.
CT’ de hematomun biçimi bazen nedeni gösterir. Kontüzyon ile ilişkili
olmayan hematomlar daha keskin sınırlı ve sıklıkla ovoid olması ve beyin
yüzeyi ile ventriküller arasında yerleşmesi daha muhtemeldir. Böyle hematomlar
ciddi yırtılma yaralanmasında beyin yüzeyinin yırtık bir yarığı içinde
görülür. Diğer yönden kortikal hemorajik kontüzyolarda görülen hematomlar
daha çok irregüler ve sınırları belirsizdir. Her iki hematom lezyonunun
kitle etkisini arttıran ödematöz sıvı ile çevrilidir. Eğer kontrastlı
CT yaralanmadan 1-2 hafta sonra yapılırsa kan-beyin bariyeri bütünlüğünün
hematomun etrafında kaybolmadan dolayı bu lezyonlar sıklıkla ring enhancement
ya da neovaskülarite gösterir. Zamanla ring enhancement azalır, hematom
isodens ve sonra hipodens olur ve sonuçta CT ansefalomazi gösteren siyah
bir kaviteyi gösterir.
İSH’lar ve özellikle kontüzyonlar çocuklarda nadiren cerrahi müdahale
gerektirir. Bunun birkaç nedeni vardır.
1- Bu hematomlar sıklıkla derin yerleşimlidir ve elegan sahalarla yakın
komşuluktadırlar.
2- Bu hematomların boşaltılması çocuğun uzun süreli prognozunu nadiren
değiştirir.
3- Küçük çocuğun beyninin fizik karakteristikleri böyle bir hematomun
boşaltılmasını teknik olarak güçleştirir ve post-operatif kanama riskini
yükseltir.
Eğer İSH herniasyona yol açacak kadar önemli kitle etkisine ulaşmışsa
cerrahi endikedir. Hematomun boşaltılması posttravmatik nöbet insidansını
etkilemez ve bu nedenle nöbet, hematom boşaltılması için bir endikasyon
değildir.
BEYİN YARALANMASINA CEVAPLAR
Orta ve Ciddi Konküzyon Sendromu ve Diffüz Aksonal Yaralanma (DAY)
Her ne kadar konküzyon, genellikle hafif kafa travması olarak düşünülse
de ciddiyetin ortadan, ciddi yaralanmaya değiştiği görülen örnekler vardır.
Kafa travması konküzyon, kontüzyon ya da laserasyon olarak alt sınıflara
ayrıldığında konküzyon sık kullanılan bir terim olmuştur. Bu gün CT’nin
kullanımı ile yaralanmalar daha çok fokal ya da diffüz yaralanma olarak
alt gruplara sınıflandırılmaktadır. Konküzyon terimi normal CT, ancak
özellikle hafıza ve bilinç seviyesinde nörolojik anormalliklere sahip
hastalar için kullanılmaktadır.
Konküzyonun en sık kullanılan bir tanıma göre serebral konküzyon bir
klinik sendromdur; karakteristikleri beyin sapı tutulumunun neden olduğu
bilinç değişikliği, görme ya da denge bozukluklarıdır. Bu 3 seviyede
alt gruplara ayrılır.
1- Bilinç kaybının olmadığı hafif konküzyon
2- Orta derecede konküzyon : Hafif bilinç bozukluğu ve retrograd amnezi
3- Ciddi konküzyon : 5 dakikadan uzun süren bilinçsizlik
Ommaya ve Gennarelli değişik konküzyon derecelerinin anatomik temeline
ilave görüşler getirmişlerdir. Konküzyon kafa travmasını takiben ortaya
çıkan derecelendirilmiş klinik sendromlar durumu gösterir. Bilinç seviye
ve içeriğinde bozulma, ciddiyetinin artışı fonksiyon ve yapıyı sentripedal
yıkıcı bir etki sonucu beyini mekanik olarak etkileyen olaylar neden
olur.
Olayın etkisi genellikle beyin yüzeyinde başlar ve sonra daha ciddi
travma seviyelerinde diensefalik, mesensefalik yapılara doğru daha içerilere
yayılır.
En son tanım klinik prezentasyonu daha doğru olarak gösterir. Örneğin;
radial yaralanma konsepti hafif-orta derecedeki olgularda bilinç kaybı
olmaksızın amnezi oluştuğunu açıklar. Hafif amneziden daha derin komaya
giderken yaralanma derecesinde bir süreklilik vardır. Patolojik açıdan
konküzyon muhtemelen beyin dokusu içinde yırtılma streslerine sekonderdir.
Lineer akselerasyon konküzyon oluşturmaz; rotasyonel akselarasyon bunu
yapar. Muhtemelen beyaz cevher aksonlar ve gri cevher sinir hücresi gövdedeki
konküzyonun bir sonucu olarak serebral, serebellar hemisfer ve beyin
sapında hasarlanmıştır.
Daha büyük çocuk ve erişkinlerde post-travmatik amnezinin süresi konküzyonun
derecesinin bir ölçüsü olarak kullanılmıştır. Küçük çocuklar ve infantlarda
derece elde etmek sıklıkla imkansız ya da çok güçtür. Kafa travmasından
hemen sonra abdominal reflexlerin yokluğu geçici konküzyonun bir işareti
olabileceği ileri sürülmüştür. Elbette beyin sapı tutulmuş olmalıdır,
çünkü kısa bilinçsizlik dönemi sırasında birlikte bradikardi, bradipne
ve kan basıncında bir artış vardır. Pediatrik konküzyon sendromu olarak
tanımlanan durumun erişkin konküzyon prezentasyonundan daha nadir bulgular
serisi gösterdiği ileri sürülmüştür. Bu sendroma yol açan yaralanma genellikle
düşük hızlıdır ve sıklıkla bilinçsizlikle birlikte değildir. Initial
bir gecikme sonrası uyuklama, solgunluk ve sıklıkla kusma vardır. Küçük
bebekte ön fontanel gergin değil, ancak dolgun olabilir ve bu sırada
yapılan EEG normaldir. Bu bulgular genellikle reversibldir ancak hastaya
persistant kusmalardan dolayı IV sıvı verilmesi gerekebilir. CT sonuçları
normaldir. Nadir örneklerde minör kafa travması gerçekte yoğun tedavi
gerektiren belirgin bir kafa içi basınç artışı ile sonuçlanan akut, malign
beyin şişmesini indükleyebilir.
Konküzyon muhtemelen diffüz aksonal yaralanma ile yakın ilişkilidir.
Gennarelli ve arkadaşlarının experimental çalışmalarında nonimpakt kafa
travmasında DAY tespit etmişlerdir. Hafif-orta derecedeki yaralanmalarda
aksonların distorsiyon ve geçici disfonkisyonu vardır, myelin kılıfı
bozulması takiben ortaya çıkar. Bu anormallikler genellikle reversibldir.
Axonal bozulma muhtemelen reversbl değildir. Eğer bu konsept kabul edilirse,
çocuklarda uzun süreli bilinçsizliğin beyin sapı yaralanmasıyla ortaya
çıkmasının kesin olmadığını, ancak beyaz cevher myelin ve aksonlarının
gerilme ve yırtılma yaralanmasının bir kombinasyonuna ve transient ve
permanent nöron hücre gövdesi disfonksiyonuna ilişkin olabileceği gerçeği
ortaya çıkar. DAY nin CT tanısı özellikle korpus kallozum, hemisferlerin
derin beyaz cevheri, dorsolateral pons ve superior serebellar pedinkülde
küçük kanamaların varlığı ile tanı konur. İzole beyin sapı yaralanması
nadirdir. Bu sahalar yırtılma güçlerinin maximal olduğu fixasyon yerleri
oldukları için yaralanmanın en belirgin yerleridir.
Bu konsept tedavi yaklaşımından dolayı iyi anlaşılmış olmalıdır. Bir
çocuğun kötü kliniğini beyin sapı yaralanmasına bağlayan klinisyen sıklıkla
agressiv bir tedavi ile müdahale etmez. Ancak, eğer kafa travması diffüz
bir yaralanma olarak görülürse beyin sapı bulguları ve belirtileri çocuğun
disfonksiyonunun tümünü göstermediği şeklinde tanımlanacaktır. Aynı şekilde
çocuk hemisferlere ilişkili hasara sahiptir ve beyin şişmesi ve bir kitle
lezyonlu çocuk gibi aynı şekilde sekonder beyin hasarı riskindedir. Çocuğun
nörolojik durumunun çoğu beyin yaralanmasının potansiyel olarak düzeltilebilir
sekonder nedenlerinin bir sonucu olabilir.
Konküziv sendromlu çocukların tablosunda geniş bir varyasyon vardır.
Sıklıkla çocuk sonradan spontan hareket ve davranışın yarı-uygun düzelmesi
ile başlangıçta sersem, şaşkın gibi gözlenir. Bazı durumlarda , çocuk
başka belirgin disfonksiyon olmasızın belirgin amnezi gösterebilir. Travmatik
otamatizm terimi sıklıkla atletik kafa travmalı çocuklarda görülen böyle
bir davranışı yansıtır.
Bu çocuklar normal BBT sonuçlarına rağmen sıklıkla hospitalize edilirler
ve zamanla bilinç seviyeleri uygun bir seviyeye döner. Hospitalizasyon
için bir neden geç hemoraji ve ilave nörolojik kötüleşme endişesidir,
ancak, ikinci bir neden özellikle küçük bebek ve infantlarda ciddi dehidratasyona
neden olan persistant kusma ile bu yaralanmaların sık ilişkisidir. Basit
konküzyon sadece 1-2 günlük hastanede yatış gerektirir. Sonra hasta normal
aktivitelerine dönebilir. Aile baş ağrıları ve beslenme zayıflığının
yaralanma sonrası haftalarca sürebileceği konusunda uyarılmalıdır.
Hafıza bozukluğu da önemli bir dönem sürebilir ve hasta ya da aile kalıcı
bir defisiti haber verebilir. Hafif kafa travmalı pediatrik hastaların
nöropsikiatrik değerlendirilmesinde, hastaların yarısı yaralanmalarından
3 ay sonra persistant baş ağrıları ve hafıza bozukluklarına ve % 2’si
nörolojik bulgulara sahipti. Böyle bir yaralanmadan sonuçlanan öğrenme
disabilitesi daha önemli bile olabilir.
DİFFÜZ BEYİN ŞİŞMESİ VE DİFFÜZ BEYİN ÖDEMİ
İki farklı fizyolojik cevap kafa travması sonrası beyinin önemli genişlemesine
yol açar. Diffüz beyin şişmesi ve beyin ödemi. Diffüz beyin şişmesi(DBŞ)
intraserebral venöz kapiller ve arteriel yataklarda vasküler volümde
artıştan sonuçlanır. Diğer yönden serebral ödem beyin su içeriğinde bir
artıştan sonuçlanır.
Subaraknoid ve ventriküler BOS aralıklarının kaybı ile DBŞ ağır kafa
travmalı Glasgow koma skoru 8’in altında olan çocukların yaklaşık olarak
%50’sinde görülür. Bu durum daha az ciddi yaralanmalı çocuklarda daha
sıklıkla görülür. DBŞ, kafa travması sonrası çocuklarda erişkinlere göre
daha sıktır.
DBŞ orjinal olarak kafa travmasından ölen çocuklarda en sık post-mortem
bulgu olarak tanımlanmıştır. DBŞ’li çocuklarda fatal kafa travmalarının
gözden geçirilmesinde, 1/3’i ilişkili olarak altta konküzyon, iskemi
ya da İSH delili gösterilmemiştir. Kafa travmasından ölen çocuklarda
DBŞ komatöz çocukların %40’ında görülmüş ve kafa travmaları için CT çekilmiş,
bilinçli kafa travmalı çocukların %29’unda görülmüştür. Travmadan 7-10
gün sonra bu çocukların çoğunda ventrikül ve sisternlerin normal boyutlarına
döndüğü görülmüştür. Eğer çocuk çok ciddi yaralanmaya uğramışsa bazen
DBŞ azalırken, ekstraserebral sıvı kolleksiyonları gelişebilir. Bu kolleksiyonlar
genellikle spontan çözülür ve ileri tedavi gerektirmez.
DBŞ’de vasküler volümün artışı serebral kan akımında artışa sekonder
olarak görülür ve vasküler konjesyon olarak sonuçlanır. Sadece hafif
kafa travmalı bazı çocuklarda eğer tanımlanamaz ise ölümle sonuçlanabilen
akut, malign DBŞ gelişebilir. Bu fatal olgularda beyinin değerlendirilmesi
genellikle normal ya da artmış bir CT dansitesi gösterir. Bu serebral
parankimin yüksek dansitesi DBŞ’nin ana nedeni olan serebral hipereminin
delili olarak yorumlanmaktadır. Serebral kan volümündeki artış Tc işaretli
eritrositler kullanımı ile bazı çocuklarda gösterilmiştir. Eğer DBŞ küçük,
derin yerleşimli intraparankimal hemorajik odaklar ya da intraventriküler
hemorajili DAY ile birlikte ise sıklıkla kontrol edilemeyen intrakranial
hipertansiyon görülür. Eğer intraserebral hemoraji yok ise intrakranial
basıncın kontrol edilme olasılığı daha yüksektir.
DBŞ’sini tanımlama önemlidir, zira, sıklıkla agressiv tedaviye cevap
verir. Hem hiperventilasyon (pCo2 düşmesi ile serebral vazokostruksiyon
sağlayarak serebral kan akımı azalır), hem mannitol DBŞ ile ilişkili
intrakranial basınç artışını kontrole yardımcı olabilir. Hiperemik DBŞ’
nin hipodens olan ve gri cevher – beyaz cevher ayrımının kaybı ile ilişkisi
olan CT’de görülen DBŞ’nin bir diğer formundan ayırt edilmelidir. DBŞ’nin
bu hipodens formu ciddi beyin iskemisinin bir sonucudur ve sıklıkla çoğu
olguda ölüme yol açan ciddi kafa içi basınç artımı ile birliktedir. İyileşen
birkaç hastada ciddi, kalıcı disabilite vardır. Hiperemiye sekonder DBŞ’li
çocuklar bununla beraber, özellikle kafa içi basınç artımı agressiv olarak
tedavi edilmişse minimal nörolojik disfonkisyonla iyileşebilirler.
Diffüz serebral ödem; kontüzyo ya da İSH gibi, fokal beyin yaralanmalarına
bir reaksiyon olarak kafa travmalı çocuklarda görülür. Beyinde su içeriği
artışı genellikle ekstraselüler aralıkta bulunur ve bu sıvı proteinle
ilişkilidir. Ödem iki tip olabilir; Vazojenik ya da sitotoksik.
Vazojenik ödem, en sık karşılaşılan form , kan-beyin bariyerinin etkilendiği
bölgelerden plazma ultrafiltratının ekstravazasyonundan sonuçlanır. Yaralanmadan
genellikle 24-48 saat sonra görülen ödemin çoğu beyaz cevherdedir. Glutamat
ve bradikinini kapsayan bu ödem sıvısındaki bazı ajanlar sekonder beyin
hasarını oluşturabilir. Vazojenik ödem osmotik ajanlar kullanılarak ya
da arterial kan basıncının düşürülmesiyle tedavi edilebilir. Bu ödem
en az 24-48 saatten önce görülmediği için hemen yaralanma sonrasında
çekilen CT’de görülen düşük dansite genellikle ödemden ziyade fokal iskemi
sahasını gösterir. Bu iskemi sahaları genellikle kafa içi basınç artımının
bir sonucu olarak ya da travma sırasında beyin distorsiyonu ile damarların
geçici olarak oklüzyonu ile ya da kalıcı damar oklüzyonu ile ortaya çıkar.
Sitotoksik ödem intraselüler bir olaydır. Bu genellikle hem nöron hem
glia’lara sodyum ve suyun girişi ve selüler metobolizma değişmesi ile,
membran pompasında etkili ATP’da defisitlerle ilişkilidir. Bu ödem, eğer
infarkt ortaya çıkmışsa genellikle yaralanmadan sonra ilk bir kaç saat
içinde fokal ya da global iskemiden sonra görülür. Şu anda tedavi yoktur,
yine de çeşitli glutamat antagonistleri bu sitotoksik ödeme karşı bir
miktar koruyabilir.
Bruce çeşitli serebral herniasyon sendromlarından lokal ya da genel
kan akımını etkileyen kafa içi basınç artımının zararlı etkilerini tanımlamıştır.
Sendromlar transalar, transfalcine, transtentorial ve tonsiller herniasyonlar
gibi subklasifiye edilebilir. Orta fossada frontal lobun transalar herniasyonu
karotid ve middle serebral iskemi ya da çocuklarda infarkt oluşturabilir;
oklüzyonun permanent infarkt oluşturmak için permanent olması gerekmez.
Transfalcine herniasyon anterior serebral arter oklüzyonuna yol açabilir
ve transtentorial herniasyon talamus, midbrain, posterior temporal ve
oksipital loblarda infarktla sonuçlanan posterior serebral arterlerileri
komprese eder. Tonsiller herniasyon apne ve bradikardi ile direkt beyin
sapı komplikasyonu yapar ve bazen posterio-inferior serebellar arter
oklüzyonuna yol açar.
Primer yaralanmayı sekonder yaralanmadan ayırt etmek önemlidir. Primer
yaralanma travma esnasında oluşur, bu hasarı tamir için az şey yapılabilir,
ancak ganglioside ve diğer maddeleri kullanan yeni araştırma gelecek
için umut taşır niteliktedir. Beyinin primer yaralanması örnekleri DAY,
major damar laserasyonları , beyin laserasyonları ve kontüzyonlarıdır.
Ancak travmadan sonra dakikalar –saatler içinde tedavi ile potansiyel
olarak önlenebilir bir sekonder olaylar zinciri görülür. Ana sekonder
olay intrakranial hipertansiyonun artışıdır. Diğer olaylar hipoksi, hiperkarbi,
nöbetler ve sistemik kan basıncı değişikliğidir. Bilinç seviyesinin azalması,
hipoventilasyon hava yolunu korumada yetersizlikten dolayı pediatrik
kafa travmasında hipoksi ve hiperkapni görülür. Bu travmayı tedavi için
temel işlemlerin yapılmasıyla kolaylıkla düzeltilir; bir airwayin konması,
solunum ve sirkulasyonun sürdürülmesi ile. Hipoksi bir airway konmasını
takiben basit oksijen desteği ile sıklıkla düzeltilebilir.
Sistemik hipertansiyon bazen primer kafa travmasının sonucu olarak görülür
ve bu infant ve çocuk yaş gurubunda çok daha sıktır. Belirtildiği gibi
1 yaşından küçük çocuklar ve shuntı olan çocuklar sistemik hipotansiyona
yol açacak kadar kan kaybedebilir. Aynı zamanda eğer önemli bir skalp
laserasyonu görülürse, kanama büyük bir çocukta bile hipotansiyon oluşturacak
kadar çok olabilir. Kafa travmalı ve hipotansif bir hastada yüksek seviyeli
spinal kord yaralanması da düşünülmelidir.
Kafa travması sonrası görülen nöbetler agressif olarak tedavi edilmelidir.
Nöbetlerin yeni beyin hasarına yol açmadığı düşünülmektedir, ancak bu
konsept doğru değildir. Gerçekte, henüz hasarlanmış bir beyinde ortaya
çıkan nöbetler sinir hücresi kaybı ile sonuçlanan daha ileri fokal iskemi
üretebilir. Nöbetler daha fazla selüler yıkıma yol açabilen glutamat
gibi nörotransmitterlerin salınımı ile ilişkilidir. Yoğun bakımda bilinçsiz
bir hastada EEG monitörizasyonu, epileptik aktiviteyi agresif olarak
kontrol ve yeni beyin hasarına yol açmaması için gerekli olabilir.
İNTRAKRANİAL HİPERTANSİYONUN NEDENLERİ
İntrakranial HT nedenleri:
1. DBŞ
2. Hiperkarbi ; vasküler dilatasyon meydana getirerek
3. Subaraknoid kanama :Serebral konveksite üzerinde araknoid granülasyonlardan
BOS emilimine akım rezistansı oluşturur.
4. Kitle lezyonları
Monro-Kellie Hipotezi:İntrakranial kompartmanı oluşturan (kan,beyin
ya da BOS) birinin volümündeki artış, diğer kompartmanların 1 yada 2
sindeki bir azalışla kompanse edilmelidir ki böylece total volüm sabit
kalsın. Eğer bu volüm değişikliği sıvı aralığı tutarsa BOS basıncı değişir.
Basınç değişikliğinin büyüklüğü değişimde yer alan volüm ve orana bağlıdır.
Basınçta değişikliğe yol açan BOS volümündeki değişiklik intrakranial
aralığın genişleyebilirliğini gösterir ve rijid kranium içinde, bu genişleyebilirlik
vaskülatörün esneyebilmesi özelliğiyle ile sağlanır. Genişleyebilirlik
komplians ile kantite edilir. Volümdeki değişiklik / basınçtaki değişiklik
( ?V/?P) ya da karşıt terimi elastans (?P/?V)
Her ikisi BOS basınç- volüm körvünden çıkarılabilir. Eğim, sıvı aralığından
bilinen miktarlarda sıvı eklenmesi yada çıkarılmasıyla hesaplanır ve
basınçta değişiklik kaydedilir.
Bu bilgi ile kafa travmalı çocuklarda görülen olaylar değerlendirilebilir.
İntrakranial hipertensiyon gelişmeden önce çoğu çocukta BOS aralıkları
intrakranial basınçta bir yükselişten kaçınmak için azalır. Venöz kapasitans
sistemde ilave değişiklik görülür. Ancak, bu volümü tamponlayan rezevlerin
tüketilmesinden sonra çocuğun kompliansı ister istemez düşer ve volümde
yeni bir artış önemli intrakranial hipertansiyona yol açar.
Bruce ve arkadaşları çocuklarda düşük kompliansın ana nedeni ve intrakranial
basınç artımının daha yüksek insidansının travmanın erken döneminde serebral
kan akımı artışıyla DBŞ’i olduğunu ileri sürmüştür. Bu muhtemelen sık
görülür, ancak tüm olguları açıklamaz. Muizelaar ve arkadaşları Glasgow
koma skoru, intrakranail basınç ve basınç-volüm indeksi ile hiperemi
için delili karşılaştırmak için çocuklarda serebral kan akımını ve arterio-juguler
venöz O2 farklılıklarını ölçtü. Serebrovasküler otoregülasyonu değerlendirmek
için aynı zamanda ortalama artreiyel basınçtaki değişikliklerden önce
ve sonra serebral kan akımını ölçtüler ve sonra bu bulguları intrakranial
basınç ve basınç-volüm indeksi değişiklikleriyle karşılaştırdılar. Ağır
kafa travmalı çocukların %28-32’de hiperemi görüldüğünü belirttiler.
Ancak serebral kan akımı ve serebral kan volümü arasındaki ilişki lineer
değildir ve serebral kan akımındaki değişiklikler, intrakranial basınçtaki
değişiklikler ile korele değildir. Bruce mannitol verilmesinin serebral
kan volümünü ve dolayısıyla intrakranial basıncı arttıracağını ileri
sürmüştür. Bu endişe Muizelear ve arkadaşlarının mannitolün asla intrakranial
basıncı arttırmadığını belirtmesiyle ortadan kalkmıştır. pCO2 değişikliklerine
korunmuş reaktivite ile intakt otoregülasyonun muayene edilen olguların
%59’ da gözlendiğini yorumladılar.
Serebral perfüzyon basıncı intrakranial basınç artışı olmaksızın ortalama
arteriyel basıncın yükseltilmesiyle arttırılmış olabilir. Pediyatrik
yaş gurubunda serebral kan akımını sürdürmek için sistemik hipertansiyon
oluşturmada elbette tehlike vardır, zira eğer otoregülasyon yetersiz
ise yüksek ortalama arteriyal basınç, intrakranial basıncı daha da arttırır.
İntrakranial basınç aynı zamanda BOS emiliminin azalmasıyla da yükselebilir.
Bu biraz subaraknoid kanamaya sekonder olabilir. Böylece her ne kadar
DBŞ ve sıklıkla ilişkili serebral kan akımında artış çocuklarda görülen
intrakranial hipertansiyonda belirgin bir rol oynayabilirse de bir çok
başka faktörde komplex bir şekilde birbiri ile ilişkili olabilir.
TRAVMATİK BEYİN YARALANMASINDA MOLEKÜLER VE BİOKİMYASAL MEKANİZMALAR
Hücresel düzeyde, kafa travmasına sekonder cevaplar nöronal hücre ölümü
ve irreversible beyin hasarına götüren sayısız metabolik ve biokimyasal
olayları içerir. Başlıcaları;
1. Metabolik disfonksiyon ve laktat
2. Eksitatör aminoasitler
ve nörotransmitterler
.............I.
Glutamat ve aspartat
.............II.
Monoaminler (Katekolaminler)
.............III.
Asetilkolin
.............IV.
Endojen opioidler
3. İonik akımlar
.............I. Ca
.............II.
Mg
.............III.
K
4. Serbest radikaller
5. Sitokinler ve büyüme faktörleri
|